Eğitim Nedir? Nerde Başlar?

PDFYazdıre-Posta

        Eğitim, sosyal bir kurumdur. Ana karnında başlayarak bireyin her gelişim döneminde genişleyen, sosyal çevreden de etkilenerek ölüme dek süren bir kişilik kazanma rezervi olmakla birlikte, zamana ve kişiye göre değişmeyen bir bütündür. Bu anlamda eğitim, öğretimi de içinde barındıran bir olgudur.

        Eğitimin amacı insan olmanın gereği ve toplumun ortak değerlerini bilmek ve yaşamak olduğu gibi, aynı zamanda toplumsal yaşamın düzeni için konulan "Hukuk Kaideleri"ne de uyarak yaşamaktır.

        Bireyin toplumun ortak değerlerini öğrendiği ilk adres ise çocuğun dünyaya geldiği ailesidir. Çünkü çocuğun var olan potansiyelinin gücünü gerçekleştirme düzeyi olan ve zihin gelişiminin 3/2'sinin, sinir sisteminin ise yaklaşık olarak 5/4'ünün, kişilik özelliklerinin en önemli kısmının oluştuğu ilk 5 (beş) yılda kazanıldığı bilinmektedir. Bu gerçekten hareketle ailede; anne- babanın söylem ve davranışlarındaki tutarlılık çocuğun hayatında doğru bir yön çizeceğinin gerçeğini de ortaya koymaktadır. Örneğin; anne baba aynı olaya bir gün doğru, bir gün yanlış diye bakıyor ve o anlamda bir dil oluşturuyorsa, yetiştirdiği çocukta da bir tutarlılık beklemeleri hayalden öteye gidemeyeceği gibi....

        Ailelerdeki doğru tutumlar çocukların kişilik yapılarında, doğruyla yanlışı ayırt etme erdemini kazandırır ki çocuğun büyüme, gelişme ve olgunlaşma evrelerinde, hayatın trafik kurallarının olduğunu ve yaşamın sınırlarını koruyabilmenin kendisinden başlamak suretiyle karşısındakine de empati yapmasını öğretir. Bu suretle de insan gelişiminin temel evresi olan ilk 5 (beş) yaşa kadar öğrenimi içinde saklayan sağlıklı eğitimin bireyin hayatı yaşarken kendisinin ve başkalarının yaşam arazisinde kaza yapmamayı da bu şekilde öğrenmesi demektir.

        Çocuk eğitiminde öncelikle, çocuğun sürekli gelişen ve değişen insan yavrusu olduğunu göz önünde tutarak, biraz değişik ölçütler kullanmak zorunluluğu olduğunu unutmamak gerekir. Örneğin; korku çocukluk çağında sıklıkla görülen bir ruhsal durumken yani karanlıktan korkan bir çocuk yadırganmazken aynı korkuların yetişkinlerde görülmesinin olağan sayılamayacağı durumu.....(Çoc.Ruh Sağ. S.21)

        İnsan eğitiminin temel basamağı güçsüz, bakılmak, korunmak istediği çocukluk döneminde başlar ki bu dönem aynı zamanda çocuğun ana babaya bağımlı olduğu da bir dönemdir. Sürekli deneme ve öğrenme içinde olan çocuk, bir yandan hızlı bir zihin ve dil gelişimi içerisindeyken; öte yandan mantıklı düşünme yeteneği sınırlı olan çocuğun aynı zamanda duygu ve düşüncelerini anlatım gücü de zayıftır. Dolayısıyla bu süreçte çocuğun duyguları da iniş çıkışlar gösterirken, duygusal tepkilerini de sözle değil, daha çok davranışlarıyla belirtir. Aynı zamanda keskin gözlemciliğiyle de ana ve babasının kendisiyle, birbirleriyle ve kardeşleriyle ilişkisini sürekli gözler ve değerlendirir. Sonuçlar çıkarır ve tepkiler göstererek böylece ailesinin yazılı olmayan anayasasından ve ailede herkesin uyması beklenilen aile iç tüzüğünden, ailesinin kişilik ve kimliğinden eğitim besinini de bu şekilde almış olarak kendi kişilik tuğlalarını da dizmeye başlar.

        İnsan ilişkilerinin sergilendiği bir sahne olan ailede çocuk, tüm ilişkileri karmaşık yönleriyle gözlemler ve yaşar. Bu gözlem sonucudur ki sevgiyi, güveni, inancı, disiplini, öz disiplini, erdemi, adaleti, saygıyı, merhameti ve sorumluluğu özetle tüm ahlaki, vicdani, İslami, hukuki ve insani değerlerin eğitimini bilişsel, sosyal, psikolojik, dil ve düşünce, algı, dikkat, bellek ve güdülenme gibi pek çok değişkenin etkileşimi ile bir eğitim laboratuvarı olan aile tedrisatından ileriki hayatına özümleme ve örgütleme yoluyla kişiliğinin kolonlarını ve çatısını da inşa ederek buradan itibaren hayata bir projeksiyon açmaya başlar. Evde öğrendiklerini okula ve sosyal çevreye taşıyarak evde almış olduğu eğitimle okulda öğrendikleriyle ve sosyal çevre etkileşimiyle de anne babanın ilgisi ve desteğiyle yoluna devam eden çocuğun okula uyumu ve başarısı, ana babasının yetiştirmedeki başarısının da bir ölçüsü olacağı unutulmamalıdır. Öğretim ve eğitimde iyi bir başlangıç çocuğun gelecek yıllarını olumlu yönde ve kalıcı olarak etkileyebilir.

        Dolayısıyla evde başlayarak çocuğun kişilik dokusunu işleyen eğitim, okulda da öğretmeninin öğrettiklerinden çok doğası gereği kişiliğine duyarlılık gösteren çocuk o andan itibaren de öğretmeniyle özdeşim kurmaya başlar. Çocuğun doğal merakı yanında öğrenimini kamçılayan, hızlandıran itici güç her şeyden önce çocuğun ruh sağlığının eğitimin ayrılmaz bir parçası olduğunu bilen öğretmen kaynağından alınmaya başlandığı unutulmamlıdır. Böylece ailenin ektiği eğitim fidanının etkisinin yarattığı davranış tohumlarının ürünleri de bireye, aileye, okula ve sosyal çevresine ve yaşam dünyasına yerleşmeye başlar. Çocuklarının bu yaşam dünyasının " Anlam Dünyası" olmasını isteyen aileler bilmeliler ki" Her çocuk ailelerinin eğitim kitabı, her davranışı ise o kitabın bir sahifesidir."

        Buradan hareketle psikolojik, biyolojik ve sosyolojik olan eğitim bireyin her gelişim döneminde birbirini destekleyen doğrular zinciridir. Dolayısıyla eğitim, sadece nesne ve olaylar şemasından ibaret olursa yalnızca bilgiden bahsedilmiş olur. Oysaki insan yaşamında aileden başlayan eğitimin temel basamaktan itibaren manevi değerlerden yoksun kalmaması halinde eğitim amacına ulaşacağı içindir ki birey kendinden taşırdıklarıyla nesne ve olaylara anlam kazandırmış olacaktır..

        Aksi halde insana 46 kromozomlu bir zigotun gelişmiş şekli ve sadece bir elementler kompozisyonu veya protein deposu olarak bakma şeklinde bir eğitim verilmiş olur ki bunun karşılığı da bugünkü küresel çağ insanının karşı karşıya kaldığı nesnel dünyadan öteye gidemeyecek olmasıdır. Halbuki eğitimin öznesi insanın subjektif değerinin objektif değerinden çok daha yüksek olduğu gerçeğidir. Yani insan eşya ve olaylar karşısında insan oluşunun diliyle konuşabiliyor ise eğitim amacına ulaşmış demektir.

        Sonuç olarak insani değerlerin çocukluktan itibaren özünde ve vicdanında yerleştirilmesi ancak değerlerin bir toplumun kimliği olduğu öğretisiyle, insan kişiliğinde menfaatler dengesi değil, adalet dengesinin esas alınmasının vicdanlara nakşedilmesi talebi öncelikle ailelerin, eğitim politikalarında maneviyatı dışarda bırakmamak ise devletin birinci önceliği olması bilincini oluşturmak, toplum olarak en önemli derdimiz, davamız ve devletten talebimiz olmalıdır. Selamlarımla... 15/04/2015

Zekiye ÇAPAN

İletişim: Psikolojik ve Eğitim Danışmanı

GSM: 0533 743 85 55