ÇOCUKLARDA OKUMA ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR?

PDFYazdıre-Posta

        Kendimi bildim bileli insan davranışları özel bir ilgi alanım olmuştur. Öyle ki, insanların söylem ve davranışlarının kafamı hayli meşgul ettiğini hala hatırlarım. Taa ki lise çağlarıma kadar..! O dönemlerimde hoşuma giden, bende ilgi uyandıran yani insanların söylem ve davranışları arasındaki bütünlük zenginliğini hep severmişim. Öyle ki o döneme ait insanların benim hafızamda bir kültürel zenginlik olarak yaşadıklarını yıllar sonra fark ettim. Çünkü onlarda inanç, toplumsal normlar, değerler, semboller ve dilin güzel işlediğini fark etmem beni mutlu ediyordu. Bu fak ediş, bende "geçmişi öğren, şimdiyi gözlemle, geleceği yarat" ilkesi ile öğrenmenin sadece ders kitaplarından ibaret olmadığını, bir insanın dünyayı ve hayatı kitap okuyarak, gözlemleyerek, sorarak, araştırarak daha iyi öğrenilebileceğinin farkındalığını çocukluğum ve erken gençlik dönemlerimdeki rol modelim olan insanlardan kazandığımı fark etmiştim. Yıllar sonra kafamdaki o insanların kültürel zenginlik ve olgunluklarının okumaktan, düşünmekten, soru sormaktan, analiz etmekten, insanları ve olayları daha iyi anladıklarını bu şekilde müşahede etmiş oldum. Yani, fikir zenginliğinin kitap okunmadan kazanılamayacağını da anlamış oldum. Söz konusu fikir zenginliğinin ise dünü bu güne taşıyan, bilgi vasıtası olan kitaplardan geçtiğini de yine o yıllarımda okuyan insanlar sayesinde zihnime bir harita gibi kazdığımı da biliyorum. İlk zamanlar imkanlar ölçüsünde ne bulduysam bilinçsizce okumuştum. Sonra fark ettim ki, hayatta durmak istediğim yerimi ve ait olduğum adresi(felsefemi) okumaya başlamalı ve çokça okumalıyım düşüncesi ve kararı ile o bilinci oturttuktan sonra duygularımın da keskinleştiğini fark ettim. Bu farkındalıkla da ne okuyacağımı ve nasıl okuyacağımı belirleyerek, bir süre sonra okumayla arkadaş olduğumu ve bu arkadaşlığı da çok sevdiğimi anladığım sıralarda, ilk evladımın dünyaya geleceği dönemlerde annelikle ilgili bir şeyler bilmem gerektiği ihtiyacını ısrarla hissetmeye başlamıştım. Çünkü çocuğu büyütmeyi becerebileceğimi ancak çocuğumun gelişimine nasıl katkı sağlayacağımı bilmediğimin dürtüsüyle araştırdım ve çocuk gelişimi anlamında ilk aldığım kaynak kitabım "Beni duyuyor musun anne?" olmuştu...

Okudum ve birkaç kez daha okudum. Ve anladım ki zenginlik de fakirlik de zihinde başlayıp zihinde biten şeymiş. Bu anlamda bilgi fakirliğinden bilgi zenginliğine göç etmenin okumakla ve ne okuyacağını bilmekle mümkün olduğunu bir kere daha yaşayarak gördüm. Bu inançla da kitaplarla arkadaşlık etmeye başladığımı fark etmiştim, okurken aynı zamanda onlarla sohbet de ediyordum. Hatta kapatınca da öğrendiklerimle daha iyi düşündüğümü, anlama kabiliyetimin geliştiğini sezgi gücümün arttığını duygularımın keskinleştiğini, olayları yorumlamak ve insanları anlamakta daha da zenginleştiğimi anlıyor, kendimi de daha iyi tanımaya başlamıştım. Zaman içerisinde kendi aklımın ve ruhumun ihtiyacını karşılayarak bu anlamda mutlu olmaya başlamıştım ve aynı zaman da bilgili, kültürlü ve olgun olmanın en etkili adresinin kitap olduğunu özümseyerek çok sevmiş ve sevinmiştim. Çünkü aynı bedende farklı bakış farklı düşünüş farklı duygu ve farklı davranışlar da yavaş yavaş hayatımda yer edinmeye başlamıştı. Özetle kendimi ait hissettiğim hayat felsefesine doğru yol almış ve o adrese doğru gidiyordum. Bu gidiş çok huzurlu kılıyordu beni.! Çünkü hayatla aramdaki engeller de bir bir yok oluyordu. Onlar yok oldukça kendimi daha güçlü hissediyordum. Sosyal hayatımın mevcutlarının muhafazası, yenilerin eklenmesi ile daha seçici bir şekilde yeni bir halkada oluşmaya başlıyordu. Okumanın insan hafızasını zenginleştirdikçe paylaşımları da artırdığını yaşıyordum. Velhasıl insan davranışlarının psikolojik süreçlerinin merakı bana kitabın görülmesi, sevilmesi, kalp ve zihinle okunmasının gerektiğini öğreterek geliştiriyordu.

Taa ki ilerleyen yıllarda psikoloji alanında lisans eğitimimi tamamlayıp, Psikolojik ve Eğitim Danışmanı olarak hizmet vermeye başlamamdan itibaren gerek mesleki bakış açısıyla gerekse geriye dönüp baktığımda, insanların maddi ve manevi boyutuyla bir bütün olduklarını, biyolojik ihtiyaçları dışındaki ihtiyaçlarını ise okuyarak, öğrenerek ve uygulayarak insanı huzura kavuşturacağını mesleğimi icra ederken de görmüş oldum ki; yetişkinlerin bir çoğu, okumanın öneminin hakkını tam olarak veremediklerindendir ki çocuklarına da okuma alışkanlığı kazandıramıyorlar.

Dolayısıyla Allah'ın insanoğluna vermiş olduğu o kıymetli beyin rezervi olan lobların ve nöronların; uyaran, algı ve yorumlamanın insanın en değerli hazinesi olduğu zenginliğidir ki, mesleğimi ayrıca çok seviyorum. Çünkü insanoğlunun genetik potansiyelinin gelişiminin, sosyal çevrenin zenginliğiyle bağlantılı olduğunu da alanda çalışmakla somut olarak görüyor ve yaşıyorum. Buradan baktığımda; kuşkusuz ailenin, çocuğun sağlıklı bir kişilik yapısı geliştirmesine etkileri büyüktür. Çünkü uygun davranış kalıpları ailede öğrenilir. Aksisi dar görüşlü ve içe dönük bir kişilik yapısıyla bir iç çatışmaları ve kimlik arayışı bir ömür boyu devam edip gitmektedir.

Böyle bir yaşamın Nevrozları da çok sıkıntılıdır. Dolayısıyla çocuklara kitap okuma alışkanlığını zamanında nasıl kazandırmalıyız ki bilinmezlerle dolu hayatlarını bilerek, anlayarak, yorumlayarak ve sonuçlarına katlanmayı öğrenerek huzurlu yaşasınlar.

Bireyin her öğrenmesi yaşantı yoluyla kazanılan davranış değişiklikleri genel olarak tanımlanır yani; yaşayarak öğrenildiği gibi öğrenilerek de yaşanır. Dolayısıyla öğrenmenin, sadece bireyin biyo fizyolojik güdülerine dayalı bir süreç olmadığı, aynı zamanda onun sosyal ve kültürel koşul ve beklentileri nedeniyle de öğrenme gereksinimi içinde bulunduğu açıktır. Şu halde öğrenmenin davranışı anlamada temel bir etken olduğu açık ve aşikardır. Dolayısıyla bireyin gelişimi de doğum öncesi başlayıp, ölüme dek süren bir yolculuğun adı olduğuna göre hayatın kendisi de öğrenme, özümleme ve örgütlemeyle devam ettiğidir ki, biyolojik olarak özümleme ve örgütleme vücudun sistematik bütünlüğü için de belli bir organ grubunun, yapıyı koruma, geliştirme görevi varken, sosyal anlamda özümleme ve örgütleme iç ve dış uyarıcıların bilişsel olarak kodlanması, algılanması ve düzenli bir davranış örüntüsünü yansıtmasıdır.

Buradan hareketle (Piaget'in de dediği gibi) çocuklar, dünyanın edilgen parçaları değil, iç dünyaları yetişkinlerden farklı olan, bilişsel gelişimi de; duyusal motor, işlem öncesi somut işlemsel ve formel(düzenli) işlevsel evreler olarak dört evreye ayırarak bilişsel gelişimin çevresel ve genetik faktörlerin etkileşimiyle oluştuğunu ve bu gelişime de dört temel ilkenin yön verir.

Bunlardan birincisi Şemadır ki; uyaranları anlamlı kılmak için bir referans çerçevesi ve algı dayanağıdır, ikincisi Olgunlaşma; organizmanın geçirdiği yaşantılar sonucu kazandığı deneyimler (dünyayı öğrenme ve kendini geliştirme sürecindeki etkileşim haldiri), üçüncüsü Yaşantı; çocuğun sınama ve yanılma yolu ile yeni bilgiler edinmesidir, dördüncüsü Uyum; organizmanın belli bir uyaran grubuna düzenli ve tutarlı tepkiler geliştirme yeterliği durumu(çocuğun öznel ve nesnel gerçekliği algılaması hali ve daha somut durumudur). Buradan hareketle; bilişsel gelişimin kuramcısı Piaget'nin bilincin çocuklukta şemalar yoluyla geliştiğini bilimsel olarak da özetlemeye çalıştım. Yazıyı bu kadar uzun yazmamın asıl sebebi ebeveynlerin dikkatini kendimin kitaplarla tanışma, arkadaş ve dost olmanın bana sağladığı yararı somut olarak anlatmakla beraber, bilimsel olarak da doğruyu gözler önüne serip, kaliteli bir yaşamın temelinin çocukluk dönemindeki öğrenmelere ve eğitime bağlı olduğunu anlatmak istediğimdendir. Bunun yolu çocukların hakkı ve gerçek dünyası olan oyunu onlardan esirgememek, zengin ve olgun bir hayat sürmeleri için okuma sevgisini ve kitapların önemini yedi yaşından önce ve itibaren kazandırabilmektir...

Bu zengin kazanımın yolunun ise bireye küçük yaşlardan itibaren özel zaman ayırarak, onun ilgi düzeyi ve yaşına uygun öykü, masal kitaplarını okuyarak temeller atılabilir. Evde hem aile fertlerinin hem de çocukların ulaşabileceği bir yere farklı türde kitapları içeren bir kitap köşesi oluşturulabilir. Eğer evde sürekli televizyon seyredip hiç kitap okunmuyorsa çocukların da kitap okumasını beklemek gerçekçi olmaz.

"Her tenin hususi bir kokusu, her yüzün bir ifadesi ve her davranışın da bir meşrebi vardır." (N.Fazıl KISAKÜREK)

  • Çocukluk dönemi kişiliğin oluştuğu dönemdir.
  • Okumak, sağlıklı ve gelişmiş bir kişiliğin temel taşlarından birisidir.
  • Ebeveyn ve öğretmen, çocuğa okuma alışkanlığı kazandırma ve geliştirmede doğrudan sorumlu kişilerdir.
  • Okuma alışkanlığı, ancak çocukluk döneminde kazanılır.

Bu dört noktanın bilincine varılması, çocukların okuma alışkanlığı kazanmasına etki eder. Genel olarak ebeveynin çocuğuna göstereceği ilgi ve vereceği destek çocukların bugün ve gelecekte okuyan ve ne istediğini bilen bireyler olmasını sağlayacaktır.

Her şeyden önce aile büyükleri evde devamlı olarak kitap okuyor ve kitaptaki konuları veya kahramanları ailedeki diğer kişilerle paylaşıyorsa, bu ortamda yetişen çocuk, kitap okumaya ilgi duyar. Okuma, önce ailede başalar. Okuma bilmeyen çocuk bile kitabı eller, sayfaları açar, resimlere bakar, onlarla ilgili sorular sorar, adeta yeme içme gibi kitapla iç içe büyür.

Küçük yaşlarda kitap, bir bilgi aktarma aracı olarak gösterilmemelidir. Kitabın eğlenceli ve sıcak yüzü ön plana çıkarılmalıdır. Çocuk kitapla bir arkadaş niyetiyle tanışmalıdır. Genellikle çocuğun ilgisini çekecek kitaplar; resimli hikayeler, bulmacalar, romanlar, bilmece ve fıkra kitaplarıdır. Bu kitaplarla karşılaşan çocuk, onları oyuncak veya eğlence aracı olarak görür. Bu yakınlık çocuğu okumaya hazırlar.

Çocuklarla birlikte kitap okunmalıdır. Kitap okurken ses tonu kahramanlara göre ayarlanmalı ve okumaya canlılık kazandırılmalıdır. Hep anne-baba okursa, bu durum çocuğu sıkabilir. Bazen o okumalı, anne-baba dinlemelidir. Bazı aileler uyku öncesi hikaye okumayı düzenli bir alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu alışkanlık çoğu ailelerin uygulayabileceği pratik bir metottur.

Çocuk, kitap fuarları ve kitap satış merkezlerine de götürülmeli, burada kitapları inceleyebilmesi için yeterli zaman ayrılmalıdır. Tamamını olmasa da çocuk, ilgi duyduğu kitapları kendisi seçmeli ve kendisi almalıdır.

Sonuç olarak biz yetişkinler, okursak okumayı sevdirebiliriz. Okumanın vermiş olduğu olgunlukla çocuklarımızı daha iyi anlayabiliriz ve bu anlayışla da onlara uygun yollarla yaklaşıp, ilişkilerimizi geliştirerek "Çivisi çıkmış dünyanın popüler kültürüne" teslim etmeden, ne öğreneceklerini, nasıl öğreneceklerine dair de yaşantımızla örnek olmayı şiar edinmeliyiz.

"Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.!"(N.Fazıl KISAKÜREK)

 

Ulusal ve siyasi ‘’Yeni Söz Gazetesi’’nde 24.05.2015 tarihinde yayınlanmıştır.